HÜSEYİN ÜNLÜ

 

 
 

 

Fındıkzade’nin koca kafalı ve bilge kedileri, Davutpaşa 1926 ailesinin gizli kahramanlarından Hüseyin Ünlü abilerini en çok 17 Aralık 2013’ten 30 Haziran 2014’e kadar süren, Tutya Sokak’taki başarılı lokal düzenlemesinden tanıyor ve seviyor. Çünkü Ünlü bu düzenlemelerin mimarı ve sorumlusuydu. Üstelik de tek başına, büyük bir özveriyle, karşılıksız, sadece ve sadece takım aşkı için sunmuştu değerli emeğini. Kıllı ve güçlü ve muktedir Latin atalarımız ‘gratis et pro deo’ diyorlardı bu tür işlere.
 
Ünlü, soyadını yalanlayan alçak gönüllü yaşamına Kastamonu’nun Çatalzeytin köyünde başladı. Aydın Çetinkaya, Rafet Uysal, Sıtkı Özcan ve Turgay Özcan gibi ağır abilerimizle hemşeri oluyor bu nedenle. Ama Ünlü kendisini daha çok Karabük’le bütünleştiriyor. Çünkü çocukluğunun ve ilkgençliğinin geçtiği yer Karabük. Yani 37’den çok 78’i tercih ediyor sayısal loto ya da şans topu oynarken.
 
Ünlü’nün Hacı Baba’sı marangoz olduğu için küçük yaşlardan başlayarak sayısız işte çalıştı, okumadı. Gittiği, ama sık sık kaytardığı kuran kurslarında da hocaların değnekleri ve dayaklarıyla seçkin bir terbiye edindi. Öyle diyor. Araba tamirciliğinden, elektrikçi çıraklığına, marangoz yamaklığından garsonluğa zikzak çizerken epey maharet kazanması daha sonraki yıllarda epey işine yaradı kuşkusuz.
 
Ama bu dönemde en belirgin özelliği gittiği kovboy filmlerinden esinlenerek üstüne başına özenle geçirdiği kovboylara özgü şapka, tabanca, kemer ve giysilerdi. Bu nedenle Karabük diyarında ‘Küçük Kovboy’ namıyla anıldı. Altmış sonlarıydı, yetmiş başları.
 
Ama Ünlü’nün serüvencilik duygusu ve bağımsızlık arayışı ağır bastığı için 13-14 yaşlarında aile yuvasını terk etti ve günahlar kenti Konstantinopolis’in yolunu tuttu. Başladı çalışmaya.
 
Daha bıyıkları terlemeden 16 yaşlarında galvanokimya ustasıydı Süleymaniye’de. Ama Ünlü’nün içinde sinemaya duyduğu tutku her geçen gün büyüyordu; çocuk tiyatrolarında oynamaya, sinema filmlerinde figüranlık yapmaya koyuldu. 24 saati dolu dolu geçiyor, uyumaya bile  çok az zaman ayırıyordu.
 
Meraklısı için ekleyeyim. Genç bir Ünlü’nün lastik pabuçlarla, kışın ortasında, dondurucu havada, keklik gibi sekerek dimdik kayalar üstünde nasıl kendini bir taştan ötekine korkusuzca attığını izlemek isteyenler, Remzi Jöntürk’ün Ölüme Yalnız Gidilir (Muazzam ad! Acaba yönetmen ya da yapımcı bu ismi Latin atalarımızdan mı çalmışlardı?) isimli filmine göz atabilirler.
 
Ünlü’nün askerlik dönemi Foça’da geçti. Deniz komandosuydu aslında ama makinalardan da, motorlardan da iyi anladığı için motosikletler teslim edildi kendisine. Böylece Ünlü yapılan törenlerde motosikletini havalara kaldıra kaldıra bayağı gösteriş yapabildi izleyiciler için!
 
Ünlü askerlik sonrası yine figüran olarak gittiği bir dizide (Üç İstanbul, yönetmen Feyzi Tuna) ilginç bir teklif aldı. Set işçilerinin seti terk ettiği, işi bıraktığı bir sırada, Ünlü kolları sıvadı ve bir ton ağırlığındaki devasa sıraları sırtına yükleyerek prodüksiyon amirinin gözüne girdi. Setçiliğe işte böyle bir rastlantıyla başladı. Kısa sürede de üstün bilgi ve deneyimiyle set amirliğine atladı.
 
Ünlü’yü doksanların başında bir zamanlar kartal olan yönetmen ve senarist Mahinur Ergun’un (Gece Dansı Tutsakları, Medcezir Manzaraları filan) yanı başında set amiri ve sanat yönetmeni olarak görüyoruz. Ama Ergun’la geçen nice yıla karşın, ikilinin yolları hadiseli geçen Şaşıfelek Çıkmazı’ndan sonra ayrıldı ve Ünlü doksanların başında, bu kez aksiliği ve disipliniyle tanınan bir Yeşilçam çınarı Memduh Ün’le birlikte çalışmaya başladı. Birliktelik yapımcı/yönetmenin 2015 Ekim ayında kuşkusuz daha iyi olduğunu öngörebileceğimiz bir dünyaya göç etmesine kadar devam etti.
 
Ünlü’nün Davutpaşa 1926 ailesine katılışının 2011 güz aylarında olduğunu ekleyeyim. Başta canı kadar sevdiği ve ona büryan kebabı ısmarlamak için fırsat kolladığı dev kaleci Bediz Baysal abisi olmak üzere ailemizde Davut Kılıç, Sıtkı Özcan, Muhammet Tozlu, İskender Keleş ve Muhittin Boşat ile yakın ilişkiler içerisinde oldu hep.
 
Ünlü üç senedir eşi Hülya Hanım’ın zorlu ve ne yazık ki pek de başarılı geçmeyen kanser tedavisi nedeniyle kelimenin tam manasıyla perişan olmasına karşın lokal düzenleme çalışmalarında tek bir aksaklık yaşatmadı, canını dişine takarak uğraş verdi. O Davutpaşa 1926’nın meçhul askerlerinden biri.