HALİL EROL

 

 
 

 
Davutpaşa takımında, doksanlı yıllarda sadece iki mevsim forma giymiş olmasına karşın Halil Erol, Alipaşa kedilerinin belleklerinde inatçılığı, direnci, çalışkanlığı ve saygılılığıyla hala canlılığını koruyor. 
                                      
Erol Karadeniz kökenli topçularımızdan biri. Ataları Trabzon, Akçaabat ilçesi, Akçakale beldesinden. Altmış ortalarında yerleşmişler İstanbul’a. Halil, 19 Mayıs 1969 tarihinde dünyaya gelmiş. Doğma büyüme Samatya, Etyemez’li.
 
Anne Elmas ev hanımı, baba Mehmet yıllarca otobüs işletmeciliği yapmış. Dört kardeşler. İkisi kız, ikisi erkek. Halit Erol da Yeni Gayretspor’da top koşturmuş.
 
Halil ilköğrenimini Davutpaşa İlkokulu’nda gördükten sonra, hayata erken atılmayı yeğlemiş ve Davutpaşa ortadan ayrılmış.
 
Futbola başlaması ise seksenli yılların futbolcu fabrikası Beşiktaş’ta, Serpil Hamdi Tüzün hocanın denetiminde. Sene 1981-2. Minik takımda kendisini Kaya Soysal çalıştırmış. Farelerinin kocamanlığıyla dünyaya nam salmış Şeref Stadı ve Akaretler’de bugün yerinde plazalar yükselen toprak ve ilkel saha, ayaktopu temel ilkelerini ilk edindiği mekanlar.
 
Ardından Erol’u semtine daha yakın bir kulüpte görüyoruz. İkinci amatör kümedeki Yeni Gayretspor’da geçiyor dört yıl. 1984-8. Genç ve  A takımlarda pişmesi, deneyim kazanması bu dönemde. 1988-9 mevsiminde, üçüncü kümeden birinci amatöre yuvarlanan Yedikule’de top koşturuyor.
 
1989 sonunda Erol vatani hizmet için Manisa Alaşehir’in yolunu tutuyor. Bu süre içinde futboldan uzak. Usta birliği Kırklareli merkez. Alay, tümen, kolordu takımlarının hepsinde gösteriyor yeteneklerini. Birinci Ordu’dan çıkan özel izinle de, İstanbul birinci amatörün güçlü armadası Karagücü için ter döküyor. Antrenörü Ahmet Becenek.
 
Terhis sonrası birinci amatörün başarılı takımı Cerrahpaşa’ya geliyor. Hiç yenilgi yüzü görmeden aldıkları şampiyonluk önemli futbol yaşantısında. Ama terfi maçlarında başarılı olmalarına karşın sonunu getirip, ipi geçemiyorlar. Üçüncü küme rüyası gerçekleşmiyor. Gerçekleşemediği gibi son maçta çıkan hadiseler nedeniyle genç oyuncu altı maç ceza alıyor. Bu ceza Halil’i Davutpaşa’ya sürüklüyor. Çünkü yeni antrenörü altı maç oynamayacak bir topçuyu yeni senenin kadrosunda tutmak istemiyor.
                                                         
1993-4 mevsimi, Erdoğan Özgür’ün büyük heyecanla işi ele aldığı günler Davutpaşa’da. Heyecanla başlayan ama hüsranla sonuçlanan bir dönem kavuniçi kahverengi renkler için. Hayati Küçükçavdar’ın yönetiminde, Suat Dalkılıç benzeri bir iki deneyimli topçunun yanında gencecik oyuncularla enerjik bir kadro oluşturuluyor mevsim başında. Ama Küçükçavdar’ın direksiyona hakim olamaması bir yenilgiler zinciri oluşturuyor ve kulüp karışıyor. Küçükçavdar bavulunu topluyor, teknik yönetim Davut Kılıç ve Sıtkı Özcan’a bırakılıyor. Ve neşeli günler başlıyor. Birinci amatörde bundan sonrası bir yengiler zinciri. Halil daha ilk maçından başlayarak oldukça mutlu bir mevsim geçiriyor aramızda. Mevsim sonunda kıl payı kaçıyor şampiyonluk.
 
Erol’un bu yıldan çok tatsız bir anısı var. Senenin şampiyonu Emlak Bank ile yapılan maç bu. İlk golü Halil rakip filelere göndermesine karşın, genç kaleci Tufan’ın yediği iki acemice gol ile 2-1 yenik kapıyoruz karşılaşmayı ve elimize kadar gelen birinciliği karşıtlara hediye ediyoruz.
 
Bu hüzün genç oyuncuyu yeniden Cerrahpaşa’ya doğru yönlendiriyor olmalı.1994-5 mevsiminde gollere devam ediyor, kaptanlık şeridini koluna takıyor.
 
1995-6 mevsimi, yeniden Davutpaşa günleri. Savaş Yarbay yönetimindeki kadro bu kez orta sıraları hedefliyor.
 
Davut Kılıç bu günlerde genel kaptan. Şöyle tanımlıyor topçusunun özelliklerini. ‘’Halil oldukça haşarı bir tipti. Tipik bir Karadeniz çocuğuydu. Yerinde duramazdı, heyecanlı biriydi. Ve çok süratliydi. Forvetin her yanında kullanırdık onu. Sağ ayağı da iyiydi, solu da. Kafa toplarında orta karardı. Bir yetmiş dört boyuyla punduna getirdiğinde goller attığını da hatırlıyorum. Enerjikti, yorulmak bilmezdi. Ama en önemli yeteneği inatçılığı ve cesaretiydi. Zaman zaman sahadan atılmasına neden olan hırçınlığına bir türlü gem vuramazdık. Ama saha dışında iyi bir oğlandı, saygılıydı, efendiydi. İdman kaçırmazdı, hocasını dinler, uyumlu davranırdı’’
                          
1996 ile 2000 arası Erol’u Kocamustafapaşa forması altında didinirken buluyoruz. İkinci amatörde kurulan genç takım ilk yılda şampiyonluk elde ediyor. Antrenörler Erol Peker ile Cemil Çulak. Süper amatöre çıktıkları sene, kazanılan bir şampiyonluk daha.
 
Erol yirmi birinci yüzyıla eski göz ağrısı Yeni Gayretspor ile giriyor. İkinci amatör kümede. İlk mevsim antrenör-oyuncu. İkinci ve üçüncü mevsim ise sadece çalıştırıcı kimliğinde. 2003 yılında TUFAD’ın açtığı kursa katılıp amatör çalıştırıcı belgesi alıyor.
 
2004 senesi Kocamustafapaşa, 2005 ise yeniden Yeni Gayret ve ikinci amatöre düşen ekiple alınan neşeli bir şampiyonluk daha. Yeni Gayret yeniden birinci amatörde.
 
2006’da Cerrahpaşa’da görüyoruz Erol’u, Orhan Öztürk ile birlikte çalıştırıyor takımı. Birinci amatördeler. 2010 ile 2013 arası ise bir kez daha Yeni Gayret’te.
 
Erol’un dünya evine girmesi 17 Kasım 1993 tarihinde. Yasemin hanım ile yirmi yıldır mutlu bir birliktelikleri olduğunu söylüyor. Üç çocuk yapmışlar. İkisi kız, biri oğlan. Ortanca Damla çok meraklıymış futbola, babasının idmanlarını da, maçlarını da kaçırmazmış yıllar boyunca.
                                                   
Erken yaşlarda hayat okulunda müthiş bir eğitim gören Halil ilkin otomotiv sanayi içinde ter dökmüş. Aile üyelerinin yanlarında çalışmış. Asıl mesleğine ise askerlik sonrası atılmış. 1993 yılı hem evliliği, hem de kauçuk yedek parça imalatı ve satışı işinin başlangıcını imliyor. İş yeri Başakşehir’de.
 
Erol kendini ‘’Ben Karadeniz dalgası gibiyim, bazen süt limanım, bazen de taşarım’’ diye tanımlıyor. Futbolculuğu sırasında hiçbir topçuyu kendine örnek almadığının altını çiziyor ama yine de Hakan Şükür gibisi gelmedi diye de ekliyor.
 
Televizyonda kanal seçmiyor, dizi izlemiyor, belgeselleri yeğliyor. Tarihi olaylar, imparatorluklar, savaşlar çekiyor ilgisini. Kitap okumayı seviyor, araştırma kitaplarını özellikle. Ama Monte Kristo Kontu hiç unutamadığı macera romanı. Döne döne okuyor bu yapıtı küçüklükten beri. Dini bilgilerini geliştirici yayınlara da zaman ayırıyor.
 
Sinemayı seviyor, dvd göstericisinde filmler izlemesini de. Çanakale 1915 belgeselini gözyaşlarını tutamayarak izlediğini söylüyor. Ama asıl hayran olduğu komedi filmleri. Kemal Sunal’a bayılırım, diyor. Şener Şen de takdir ettiği oyunculardan.
 
Her türlü müziğe kulak veriyor. Özellikle Türk Sanat Müziği’ne. Ama Karadeniz müziği en çok ruhuna seslenen tür elbette. Ama en çok sevdiği sorulduğunda hiç düşünmeden Orhan Gencebay diyor. Akşam Güneşi, Bir Teselli Ver, Batsın Bu Dünya, Kara Çalı ve Güle Güle başlıklı besteler ustadan en çok dinledikleri.
 
Halil Erol yüzmeye bayılıyor, yazları sık sık memleketi Akçaabat’a gidiyor. Cigarası yok, eskiden sosyal içiciymiş, artık alkolle de haşır neşir değil. Arabası Citroen Berlinguer 2007. Sürekli araba kullanıyor işi gereği. Günde 150-160 km katettiği oluyor. Süratli bir şoförmüş.
 
Halil Erol bilinçli bir Karadeniz yurttaşı. Doğu Karadeniz’e yapılan Kazıklı Yol ve tartışma yaratan Hes’ler için oldukça acı cümleler kuruyor. ‘’Eski güzelliği kalmadı Karadeniz’in, diyor. Biz eskiden çam ağaçları altında denize girerdik, mayolarımızı kayalarda kuruturduk. Lezzet alırdık yaşantımızdan, bu coğrafyanın bize sunduğu zenginliklerden. Şimdi kıyılar doldu, denize girecek yer kalmadı. Paralı oldu plajlar. Eskiden İtalya sahillerine benzerdi benim memleketimin kıyıları, bugün şehirleşme denen olgu bozdu bütün bu güzellikleri.’’   
                                 
Erol milliyetçi bir dünya görüşüne sahip, ‘’bayrağını, toprağını, milletini seven ve ölene kadar da öyle kalacak biri.’’
 
Davutpaşa camiasından ise en çok Suat Dalkılıç ve Davut Kılıç abilerini seviyor. Takım arkadaşları Ufuk, İlyas, Ümit ve İbrahim ile de zaman zaman görüşüyor.